entertainments

Asil Çam: “İcra dairesinde en son ne zaman haber okudunuz?”

[rotated_ad]

Yakın zamanda Ketebe Yayıncılık tarafından yayınlanan ilk kitabı Ölümlü Yaşam Parçaları Okurlara yeni bir anlatı evreni sunan Asil Çam, ofis binalarını, geçitleri, sanayi depolarını, yönetici ofislerini ve huzurevlerini anlatırken orada yaşayan/çalışan tüm sakinlere yaşamdan kesitler sunuyor. Asil Çam hikayelerinde kimisi çok gururlu, kimisi hayatından şikayet eden pek çok karakter, hayata ve güncel yaşam tarzlarına dair farklı bakış açılarına zemin hazırlar.

ilk kitabın Ölümlü Yaşam Parçaları Geçen hafta Ketebe tarafından yayınlandı. Öncelikle hikayelerinizi dergi gibi çeşitli mecralarda yayınlamakla, okuyuculara kitap olarak sunmak arasında nasıl bir fark hissettiniz? Kitabı adlandırma ve biçimlendirme konusundaki yaklaşımınız neydi?

Dergilerde yer almak da çok değerli ama kitap daha bütüncül bir anlatıma kavuşması açısından çok avantajlı. Kitaptaki öykülerin diziliş biçimi bile bir anlatım biçimi olarak kullanılabilir. Kitaptaki hikayeler tek tek okunduğunda anlam kazanırken, onları parçalara ayıran bir bağlam da sunmaya çalıştım. “Hayatın Parçaları” ifadesinin kullanılması da bunu pekiştirmek amacıyla yapılmıştır. Bir de “adam kaçırma ateşi”nin bana yansıması olan “Ahlak” meselesi var tabii. Çünkü o sırada ne yapıyorsam, başkalarını özlediğimi hissetmek ve bu kayıp anın azalan bir sayı doğrusunda olması beni üzüyor.

Hikayelerinin en çarpıcı yönlerinden biri de yer seçimleridir. Ofis binaları, koridorlar, endüstriyel depolar, yönetici ofisleri, huzurevleri, günümüz dünyasında daha da önem kazanan anlatı mekanları olarak tercih ettiğiniz yerlerdir. Hikayelerinizi neden özellikle “çalışmak” gerektiğini vurgulayan bu kadar yoğun ve kalabalık mekanlarda kurdunuz?

Orijinal bir şey üretmek için en iyi bildiğim şeylerden başlamam gerektiğine karar verdiğimi hatırlıyorum. Bunlar iyi bildiğim ve çeşitli rollerde bulunduğum yerler. “Bugünün dünyasında önemli” olarak tanımladığınız yerler önemli evet ama en son ne zaman icra dairesinin tarihini okudunuz? Bence icra dairesinde harcamak yetmez, orada solunan havanın tüm yönleriyle ifade edilebilmesi önemlidir. Borçlular, borçlarından habersizler, avukatlar, icra memurları, müdürler, kapıdaki adliye görevlileri, mahkûmların yaptığı el sanatlarını satan çalışanlar… Hepsini tanıdığımı sanıyordum. bir yazarla aynı mesafede. Elbette yazarla aynı mesafede olmak, anlatıcının da aynı mesafeyi koruduğu anlamına gelmez. Ama buraları bilenler ve bilmeyenler için birinin bir çerçeve çizmesi gerekiyordu. Bunu elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım, bu yüzden…

Selçuk Orhan’ın da vurguladığı gibi öykülerinde hem “iş hayatını” hem de günlük yaşamının bir bölümünü vurgulaması oldukça şaşırtıcı ve “olağanüstü”. Çağdaş yazarların ilgi alanlarının son yıllarda farklı temalara kaydığını düşünüyorum. Kahramanlarınızın hayatında iş hayatının yeri nedir? Kahramanlarınızın bu kadar “iş” ile çevrili olması özel bir anlam ifade ediyor mu?

Kahramanların hayatındaki iş hayatının payı, gerçek dünyada çalışmak zorunda olan tüm insanlarla aynıdır. Çok çalışanın az kazandığı ve kazandığıyla insanca yaşayamadığı bir dünyada bunun yazılı olarak ifade edilmesi gerektiğine inanıyorum. Süpermarket deposundaki işçinin karakteri, mezun olduktan sonra umutsuzluğa kapılan birçok insanın tezahürüdür. Kaderi sadece iş olan ailelerde büyüyen diğerleri, çamurda dürtüsel bir hayat görüyor. Hangisi daha mutlu bilmiyorum ama araştırıp paylaşmaya özen gösteriyorum.

Az önce sorduğum iki sorunun kesişimi olarak, hikayelerinizdeki çalışma hayatının ve birçok endüstriyel alanın güçlü temsilinin mühendis olmanızla bir ilgisi olabilir mi? Bir anlatı evreni kurarken kişisel yaşamınız hikaye anlatımınızı ve hayal gücünüzü ne ölçüde ve nasıl etkiler?

Eşit bir eğitim almamış, bunu uzun zamandır fark etmeyen, liseyi bitirip mühendislik okuluna giden biri olarak sadece yüzdelik dilim uygundu, evet mühendis olmamla alakalı. Derin bir yerde mükemmeliyetçiliğin baskısı altında yaşamak, başarı sayılabilecek her şeyi önemsizleştirmek, içinde büyüdüğüm aile dinamikleri, bilerek veya bilmeyerek yaptığım seçimlerin hikayelerin evrenini kurmasında etkili olduğunu düşünüyorum. Yani bu benim Noble Pine olmamla ilgili. Ama biraz öyle değil mi? Bir başkası da benzer yerleri, insanları ve durumları anlatmak isteseydi benimkinden çok farklı hikayeler olurdu diye düşünüyorum. Umarım bu araştırmalara başkaları da katılır ve birlikte zevkle mi, bilmiyorum hüzünle okuruz.

parşömen zinası“İlk Göz Ağrısı”nın “İlk Göz Ağrısı” dosyası bir yandan oldukça kışkırtıcı, diğer yandan eğilimlerinizi göstermek için değerli: “Elimden geldiğince gerçek insanların hikayelerini anlatmaya devam edeceğim.” Bu gerçek insanlar kimler ve onları sizin için “gerçek” yapan nedir?

Tüm bunların gerçekleşebilmesi için, zamanın geçmesi için üretilen, çoğu kişiye eğlenceli ve çekici geldiği düşünülen şeylerin, modern hayatın konforunu yaşatmak ve sadece ihtiyaçlarınızı karşılamak için ön plana çıktığı bu dönemde gerçekleşmesidir. . , vefatından sonra kimse iki nesil hatırlamayacak ve bir süre sonra bile mezarlarına yeni ölüler defnedilecektir. Gömüleceği insanlar, hikayelerim için gerçek olduğunu düşündüğüm insanlar.

Hikayelerinizde ironiyi kullanma şekliniz, kahramanlarınızın içinde bulundukları durum ve tavırları arasındaki çatışma kitapta devam eden bir tema. Göz ardı edilen veya basitçe görmezden gelinen birçok sorun, kahramanlarınızın/hikaye anlatıcılarınızın ironisi ile ortaya çıkabilir. Bu noktada kahramanlarının kaybetmemek/dayanmamak/inatla varlığını sürdürmek için ironiye başvurduğunu söyleyebilir miyiz?

Bana öyle geliyor ki, anlatıcılarda daha çok bir ironi var. İlk soruda bahsetmeye çalıştığım hikayeler arasındaki bağlantılara gelince, hikayelerin anlatıcılarını tek bir karakter olarak düşünürsek bu durum daha da netleşir. Anlatıcının mekanizması gibi, evet… Okur bunu daha net söyleyebilir, ya kaybetmemek, tahammül etmek, var olmaya devam etmek. Çünkü aynı zamanda varyasyonlar da içeriyor ya da çelişkiler mi demeliyim. Umarım bu durum hikayeleri gerçeğe bir adım daha yaklaştırabilir…

Özellikle “kendi dilinizle” yazdığınız öykülerin, anlatıcı ile okuyucu arasındaki iletişimi ön plana çıkardığı ve doğrudan bir diyalog geliştirdiği söylenebilir. Genellikle “ben” ya da “o” dilinde yazılan öykülerin okuyucusu için bunun farklı bir duygu, özdeşleşme ve iletişim getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Şu anda “kendi dilinizi” tercih etmenizin özel bir nedeni var mı? Okuyucu ve anlatıcı kahramanlarınız arasındaki ilişki hakkında ne söylersiniz?

Yıllar önce, Erdal Öz incindin Kitabı okuduğumda çok etkilenmiştim. Tabii söylenenlerin bunda etkisi var ama söyleme şekli beni duygulandırdı. Mühendisliğin tek parçası olduğunu düşündüğüm yazmayı hayatımın merkezine koyduğum andan itibaren kendi işimi yapmama yardımcı oldu ve yazmak bir yaşam pratiği haline geldi ve “sizin diliniz” üzerine düşünmeye başladım. . Günden güne bir ses var, bilirsin, sana ne yapman gerektiğini fısıldıyor, bazen kızıyor, bazen destekliyor, bazen susuyor, bazen yoruluyor… bu görünür sesi “sizin dilinizle” yapmanın bir yolunu buldu. Her ne kadar bulamasam da daha da yaklaştım ve cevap vermek için o sesi tanımaya başladım. Bu benimle ilgili kısım. Okuyucunun bakış açısından, hikayeyle özdeşleşmenin kolay bir yolunu sunuyor gibi görünüyor. Zaman zaman okuma sırasında anlatılanları kendi gerçeği olarak kabul etmeye istekli bir okuyucu için de bir yüzleşme haline gelebilir. Okuyucuya sadece karakterlerin veya olayların kendileri için değil, aynı zamanda onlarla tanışma anı için de bir deneyim sunuyor. Yani öyle umuyorum.

asil çam
Ölümlü Yaşam Parçaları
Ketebe Yayınları
Ağustos 2022
68 sn.

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment