entertainments

Muğla Haber Yeni hayat, kitap, yazar

[rotated_ad]

Eklendi: 20.09.2022 00:00:00

Görüntüleme: 77

Kültür hayatımızın kılcal damarları, yayınlanmamış eserlerle medeniyetimizin kaynağı olmaya devam etmektedir. Anadolu’nun göbeğinde yetişen fidanlar, sanal dünyanın insanlarımıza yüklediği perdelere rağmen hayatın gerçek dokusunu yaşatmaya ve yaşatmaya çalışıyor. Anadolu ruhu ve Türk karakterinde Yunus”Her yeni doğduğumuzda bizden kim sıkılır? misk fermente edilir.

Okumalarım, her yıl farklı bakış açılarından yararlanmamı sağlıyor. Bu aralar, insanımızın meslek hayatından izler taşıyan, hayatımıza damgasını vurmuş eserler beni hayrete düşürüyor. Meslekler dünyasından insanlara ve hayata farklı açılardan bakabilirsiniz. Eğitim dünyası, sağlık dünyası, akademi dünyası, çalışanların dünyası, teknoloji dünyası, kitaplar dediğimde belki de görmezden geldiğimiz bir dünyayı görmemi sağladı: mahkumların dünyası, hapishane hayatı. ve orada çalışan cellatların hayatı.

Hapis tutsak deyince bir burukluk doğuyor. Üzüntü ve kaçınma arasında bir duygu dünyası. Bilinmeyen bir krallık, özellikle yalnız yaşayan insanlar için. Hapishane denilince edebiyatta ilk akla gelen kitaplar Sefiller, Monte Kristo Kontu, Alcatraz Birdman, Kelebek Adası’dır. Bu isimlerin arkasında yüzlerce eser ve yazar ismi sıralanmaktadır. Faruk Nafiz’in Dostoyevski’nin, Nazım Hikmet’in, Orhan Kemal’in, Pasternak’ın, Gorki’nin, Sabahattin Ali’nin, Necip Fazıl’ın ‘Zindan Duvarları’ dediği şey, bizim için karanlıkta kalan ama imtihanını yaşayanları aydınlatan bir dünyadır. mahkumiyet. Kutsal kitabımız Yusuf Suresi’nin “Medrese-i Yusufiye”de özel bir yeri vardır ve insanların zindan ile dünyanın çilesi arasında nasıl insan olma yolunu buldukları anlatılmaktadır.

Şimdiye kadar okuduğum eserler bir mahkumun gözünden anlatılan bir dünyayla sınırlıydı. Hapishanelerde mahkûmların dışında bir hayat vardı. Orada çalışanlar. Genelde bize eserin olumsuz tiplemeleri olarak gösterildiler. Aslında bize anlatacakları vardı. Son yıllarda Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan hakim, savcı, avukat, eğitimci, cellat gibi pek çok kişi bu dünyanın aydınlanmamış yönlerini literatürümüze aktarmaya başlamıştır.

O eserleri dikkatle okumaya başladığımızda, insana dokunmanın, insanlarla bütünleşmenin, güneşin görüşünde ve insanların aydınlanmasında çok önemli bir yer tuttuğunu anlıyoruz. Her insan bu toplumun bir parçasıdır, sürekliliğidir. Dokunulmayan, görmezden gelinmeyen her insan aslında bu toplumun bir yansımasıdır. Karanlığın geri kalanını görmek istemesek de hala onlarla birlikte yaşıyoruz. Son yıllarda hayatımızı işgal eden televizyon programları toplum vicdanına hitap ettiğini iddia ederken, toplum ahlakını, değerlerini ve inanç duvarlarını yıkmaktadır. İyinin kötüyle mücadelesinde, reytinglere göre belirlenen ticari satışlar, kutsal hedefleri alt üst eder. İnsanlar için kötülüğün çıplaklığını yaşıyoruz, yapmaya cüret ediyoruz. Bu programları iyi niyet tezgâhları olarak görüyorum. Ancak insanın ve toplumun vicdanı kendi yolunu bulmalıdır. Başkalarını sizin adınıza liderlik etmeye zorlamamalısınız.

Bu nedenle kültür hayatımızın kılcal damarlarını besleyen her eser çok kıymetlidir. Bu eserlerden biri de yıllardır cezaevlerimizde eğitimci olarak görev yapan Levent Preveze’nin Levent Preveze’nin “Yeni Hayat / Eski Bir Tutsağın Hayatta Kalma Mücadelesi” adlı romanıdır. Uzun zamandır bu kitabı okumak için sırada bekliyordum.

“Yeni Hayat / Eski Bir Mahkumun Hayatta Kalma Mücadelesi” romanının adından da anlaşılacağı gibi, cezaevinden on beş veya on altı yaşında, yani yirmi yedi yıl sonra tahliye olan bir mahkûm hapisten çıkar. “Yeni Hayat” dayanma mücadelesi üzerine kuruludur. Kurgusal yaşam akışındaki ana tema, hapisteki yaşam ile dışarıdaki yaşam arasında sıkışan bir kişinin çatışmalarına dayanmaktadır. Kahramanın karakterinin temelini oluşturan on altı yaşına kadar olan dönemden ve o döneme kadar olan bilgiler ima edilen mesaj altında verilmektedir. Liseli bir bakkalın babasının oğlu; Sakin, özerk ve çalışkan bir gençtir. Annenin varlığından haberdarız ama fazla bir şey bilmiyoruz. Kahramanımız Haşmet Arı bir bakıma duygusal olarak yetim kalmıştır. Tutuklu olmasının nedeni, bir gece kendi sokaklarında başlayan kavganın beklenmedik bir faciaya dönüşmesidir. Bu felaket Haşmet’in tüm hayatını değiştirir. Kavgayı bitirmek isteyen babasının beklenmedik bir şekilde vurulması ve ardından babasının ölümüne neden olan gencin sözleri o dönemde büyük travma yaşayan genci çıldırtır ve mahkum eder. Romanın kurgusundaki olay örgüsünün temelini oluşturan, kendi iradesi dışında yaptığı bir felakete.

Sonraki tüm gelişmeler, Haşmet Arı’nın mahkumiyetle tamamen değişen hayatındaki kişiliğindeki değişiklikleri de beraberinde getirir. Hapishane hayatı, mahkuma iyi ve kötü arasındaki seçimde iki seçenek bırakır. Ya kötülük istikametinde giden ve toplumdan dışlanan bir toplum düşmanı olur ya da hayır istikametinde gidip değişimlerini tamamlayıp toplumla bütünleşir.

Haşmet Arı’nın yaşadığı tüm çatışmalar ve travmalardan sonra iyiye doğru ilerleyişi, hayatına giren insanların temas etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu seçimde Haşmet’in duruşu önemli bir rol oynayacak olsa da payda, öğretmenlerin, rehberlerin, din görevlilerinin ve cezaevi yöneticilerinin tutuklulara el uzatmalarından ve onların hayatlarına dokunmalarından da kaynaklanıyor. Aslında romanın yazarı, bir mahkumun cezaevinde kaldığı süre boyunca uyguladığı rehabilitasyon aşamasının bilinen aşamalarından farklı bir bakış açısı kazanmayı da amaçlamaktadır. Bunu romanın kahramanı aracılığıyla verir.

Les Miserables’dan hatırlayalım ki, kendisine “insan” olduğunu hatırlatan ve ona “insan” olarak değer veren bir rahibin yaklaşımı ve şefkatli dokunuşu, kahramanımız Jean Valjean’ın iyi bir insana dönüşmesinde önemli rol oynuyor. ve vicdanınızın kalbindeki oluşumunda. Yine Stephen King’in sinemaya da uyarlanan Esaretin Bedeli adlı romanında kahramanımız Andy Dufresne, o hapishanede yaşadığı travmalara rağmen hiçbir elin ona yardım edemediği, iç sessizliğinde bir kaçış ve kurtuluş yaşar. .dokun. Sefiller’de Levent Preveze dokunmak için burada. Aşk, vicdan, inanç, umut, adalet, merhamet vb. Peki bir mahkûm, cezaevinde yaşadığı tüm adaletsizlik ve travma karşısında nasıl hayatta kalacak ve olumlu bir değişim yaşayacak?

Haşmet Arı’nın cezaevi hayatından kesitlerde bunu tekrar görüyoruz. Haşmet Arı, hapisten çıktığı andan itibaren içinde yaşadığı hatıralardan yola çıkarak kendi içinde değişim için savaşıyor. Yirmi yedi yıldır adaletsizliğe dayanamayan yapısıyla her zaman isyan eden ve olaylara müdahale eden karakterimiz, Türkiye’nin neredeyse tamamının hapishanelerinde sürgün olarak dolaşmaktadır. Nereye giderse gitsin, yaşadıkları değişim ve dönüşümde iz bırakır. Gençlerin bilgisizliği ve deneyimsizliği nedeniyle ilk yıllarda çok kötü davransa da zamanla olgunlaşır. Kendisine açılan elleri reddetmez. Açık pencereden nasıl bakacağını biliyor.

İlk olarak, bir bahçe işine katılır ve bir bitkinin, bir fidenin gelişimi hakkında tam bir insan görüşü kazanır. Aslında emekli bir toprak ve bitki kökenli ziraat mühendisi olan Haluk Hoca’nın dokunuşları, Haşmet’in kabuklarını yumuşatmasına ve çatlamasına yardımcı oluyor: “Mermerin şekil alabilmesi için kayanın kırılması, yontulması ve insanın gelişmesi, dönüşmesi ve olgunlaşması için bazı kısımlarının budanması ve törpülenmesi gerekir. Eski ve gereksiz şeylerden kurtulmak ve yenilerine yer açmak gerekiyor.Haluk Hoca’nın bu sözleriyle “yeniye yer açmak” fikri, Haşmet’in hayatında yeniliklere ve değişikliklere yer açma umudunun temel taşıdır.

Yazarımız bir tutsak üzerinden vermek istediği mesajları, kişiler ve kelimelerle ve hedef kişinin değişimiyle başarıyla tamamlamıştır. Yazar ayrıca, iki bin yıl öncesi cezaevi koşullarında ve iki bin yıl sonra cezaevi koşullarında yapılan değişikliklerin çok daha olumlu ve umut verici gelişmelere yol açtığını gösteriyor. Haşmet Arı’nın hayatına girenler sadece memurlar değil, aynı kaderi paylaştığı mahkumlardır. Haşmet’in karakterindeki adalet ve yiğitlik duygusu, mazlumlara verdiği destek ve himaye, onu sevilen ve saygı duyulan biri yapar. Dönüşümün sonunda Haşmet Arı, gerçekten arınmış, çok temiz, net ve gerçekten iyi bir insan olarak ortaya çıkıyor.

Haşmet cezaevindeyken okumaya başlar. Sürekli okuyor, kendini yetiştirmeye ve değişmeye çalışıyor. Köleliğin Bedeli romanında, Alcatraz Kuşu’nda ve hapishane ile ilgili önemli eserlerde kitapları mahkumları aydınlatmak için önemli bir adım olarak görüyoruz. Haşmet sadece okuyup soru sormakla kalmıyor, aynı zamanda eğitim ve kurslara da katılıyor. Kendi içinde yeni yetenekler geliştirmek istiyor. Bu, cezaevinden çıktığında yeni hayatına alışma sürecinde ona büyük bir destek olacaktır. Haşmet’in manevi gelişiminde imanın da önemli bir yeri vardır. Bir hapishane vaizinin ona söylediği Sana gelen iyilik Allah’tan, şer ise kendindendir.” Yukarıdaki ayetler Haşmet’in hayatına yön vermektedir.

Yazarımız, cezaevinden çıktıktan sonra bir mahkumun değişimini ve toplumla bütünleşmesini kurguladığı bu romanında göstermekten çok anlatmayı tercih etmiştir. Bu da okuyucuya romanın bir tezi olduğu hissini verir. Ayrıca romanın kurgusallığı, kaybedilen yıllardan sonra iyilerin kazanması gereken bir sona götürüyor bizi. Haşmet Arı’nın hayatında zafere, evliliğe ve hapisten sonra mutluluğa götüren bir lütuf vardır. Belki tesadüfler vardır. Ancak mutlu son, romanın asıl amacının, kaderin kurbanının aslında doğuştan bir mahkum değil, iyi ve güvenilir bir insan olduğunu göstermek olduğunu gösteriyor. Sonunda biz de mutlu oluyoruz.

Bir bakıma her zaman mutluluk hayallerimizin ve umutlarımızın kaynağıdır. Haşmet Zeynep’e kavuşsun, Haşmet tüm sağlık sorunlarını aşıp sağlığına kavuşsun, hatta ülkenin güzel insanları, İdris amcalar ve Sultan teyzeler, düşmüşlerin elinden tutup kaldırsın, hayata tutunsun. Temiz sayfalar açmak için “Yeni Hayatlar”ın şart olduğunu.

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment