entertainments

Ayvalık rakı balığı ile manevi bir yolculuk: Zeytin Ağacı

Written by admin
[rotated_ad]

İnsan çok garip bir yaratıktır. Örneğin, on parmağında on sekiz zeka olan en güçlü ve en becerikli insanların bile çok basit kilitleri vardır. Hepimizin okyanusu aşıp bir derede boğulduğumuz, bize bile sımsıkı kapalı odalarda kaldığımız zamanlar olur. Böyle olmasaydı, edebiyat, sinema ve bazı sosyal bilimler muhtemelen hiç var olmayacaktı. Açık bir kitap olmadığımız için sonsuza kadar kitaplara ihtiyacımız var.

Her halükarda tuhaf bir yaratık olan insanın en tuhaf yönlerinden biri, katilin suç mahalline dönme ‘ihtiyacı’ olarak acı/ıstırap mahalline tekrar tekrar dönme alışkanlığıdır. . Acı verici ve zor olaylar karşısında kendini suçlu hissetme eğiliminde olan insan, “bu sefer yapacağım, üstesinden geleceğim” azmi ile aynı şeyi tekrar tekrar yaşar. Tabii bunu bilerek yapmıyor, “bu sefer çok farklı olacak” diyerek bilinçsiz iplerle aynı kuyulara iniyor. Her seferinde kendilerine büyük acılar yaşatan insanlara âşık olanlar, aldatılanlar, farklı işler kurup batıranlar, hep aynı kazığı farklı yerlerden yiyenler… Örnekler sonsuza kadar çoğaltılabilir, ve yaşamı mahvetmese de, bu “kalıpları tekrarlama” alışkanlığı farklıdır. Bir örnek bulunabilir.

Tuba Büyüküstün, Boncuk Yılmaz, Seda Bakan… Döngülerin tekrarı sorunu….

Unutmayalım ki hayat sadece bizden ibaret değil, aslında şanssızlığımızı da şansımız kadar belirlemeyiz. Çoğu sınıf, bugün neredeyse her şey politik. Bu talih çarkı, siyasetten kültüre, aileden yakın çevreye kadar binlerce farklı değişkenin etkisiyle oluşur. İçimize işlemiş konuların sayısı göründüğü kadar çok değil. Ancak, kendi hayatımızın figüranları değiliz, aynı zamanda “kaderimiz” üzerinde de bir miktar etkimiz var. Her şey eşit olduğunda, yinelenen hataların kendi içindeki kilitli odalarla bir ilgisi olmalı. Bu olasılık ve imkan, her şeyin güçlü bir heyecan/korku kombinasyonuyla yokuş aşağı gittiği günümüz hayatında psikoterapiden spiritüel alanlara kadar “iyi hisset” temelli devasa bir alanın kapısını aralıyor. Köy hayatı pek gelişme göstermediği için, açık söylemek gerekirse “daha fazla ekmek” burada.

Psikiyatri, psikoloji ve psikoterapi alanlarına artan toplumsal ilgi çok olumlu. Ancak, her konuda olduğu gibi, burada da bilim ve bilim dışı, zihin ile zihin dışı arasındaki karışık karışıklıklar içinde ilerler. Çeşitli alanlardan insanlar sürekli çözüm vaat eden atölyeler açıyor. Psikolojik destek giderek artan bir ihtiyaçtır ancak bu alandaki birçok uzman, kurum olmak bile çok fazla zaman ve para gerektirir. Herkes bu desteğe aynı ölçüde erişemez. Bu nedenle bu tür atölyeler büyük ilgi görüyor.

Fırat Tanış, Zeytin Ağacı serisi terapisti

Bu ortamda psikoterapi serileri son yıllarda birbiri ardına hayatımıza girmiştir. Şimdiye kadar öne çıkanların çoğu hakkında yazdım. Bu dizilerin hepsi kendi türünde başarılıydı. Psikoterapi alanına ilgi uyandırmasının yanı sıra, aile içi şiddet ve ezilen kadın karakterlerin daha önce görülmemiş şekilde öne çıkarılması gibi konulara da ilgi topladılar. Öte yandan çoğunun toplumsalı bireye endeksleme, “her şeyin sebebi ve çözümü sensin” (yanlış) mottosunu benimseme, aile ve toplum arasındaki bağları görmezden gelme, kaynağı daraltma gibi ortak zaafları vardı. . sorunların

Kabaca “terapötik diziler” diyebileceğimiz bir tür kuruldu ve bir süre daha dikkat çekmesi muhtemel. Bu nedenle, daha iyi ve daha iyi örneklerin ortaya çıkma olasılığını artırmak için düşünmekte fayda var.

Bu serilerin sonuncusu OGM Pictures’dan “Olive Tree”. Nuran Evren Şit’in yazdığı dizinin yönetmenliğini Onur Güvenatam üstleniyor. Tuba Büyüküstün, Murat Boz, Seda Bakan, Boncuk Yılmaz, Fırat Tanış, Serkan Altunorak, Rıza Kocaoğlu, Füsun Demirel gibi renkli oyuncu kadrosuyla Netflix’in son dizisi. Cunda’da geçen dizi, sadece yürek burkan rakı Ayvalık balığı temasıyla değil, “aile dizimi” kavramını gündeme getirmesiyle de bugünlerde oldukça popüler.

İpek Bakanı Tuba Büyüküstün, Boncuk Yılmaz

Aile dizilimi, terapiye gerçekten yeni bir yaklaşım değildir. 7-8 yıl önce ruhsal olarak çok ilgili bir arkadaşımdan çok övgü duydum. Yöntemden kabaca söz etmesine rağmen oldukça gizemli olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Manevi meraklar açısından 5’te iyimsersem, arkadaşım kesinlikle 10. sınıftı. Akılcı genel cerrah Ada (Tuba Büyüküstün) rolünü üstlendiğim dizide “Mucize diye bir şey yoktur, kadim sorunlar bir anda çözülmez, üstelik bilim…” dizisinde de rol almıştım. diyalogun bir parçası. Ayrıca çok açık bir kalbim var, kalbimle olan bağlantıya çok önem veriyorum, hayati konularda çok fazla umutlu olmak bana riskli geliyor. Aklımın irrasyonelliğin cehennemine, her cephede hayatımızı kuşatan gerçeklerden ve adaletsizlikten uzaklaşmasından, bir bilim adamının kapısına dana dilini koyup onu tehdit edenlerin kurtuluşundan yana değilim. bir kapıdan girip diğer kapıdan çıkan kadın katillerine on saniyede ölümün habercisi. Aksi takdirde, elbette, belirli sayıda mucizeye ihtiyaç vardır. İmkansızın mümkün olduğuna inanmak bir ihtiyaçtır, evet. Bu yanımızı dengede tutabildiğimiz sürece sorun yok, aksi halde dolandırılmaktan başka bir yere varamayız gibi geliyor bana.

Uzun zamandır bilinen bu psikoterapi/psikodrama yaklaşımı bir dizi konusu olmuş ve dizinin Ayvalık’ta oluşturduğu renkli ve masalsı havasıyla her yaraya merhem gibi görünmeye başlamıştır. Nesrin Duman bu makalenin Yöntem hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. İlk açıklayıcı kısmı kısaltacağım: “20. 19. yüzyılın sonlarında Hellinger tarafından dünyaya tanıtılan aile söz dizimi terapisi, ailenin nesiller boyu görünmez bağlarla birbirine bağlı olduğu anlayışını benimser. Bireyin içinde doğduğu aile tarafından şekillendirildiğine inanan bu yaklaşım, aile sistemindeki bir kişinin, ailenin başka bir üyesine bağlı olmaya yazgılı olduğunu savunur (…) Bu itibarla aile, constellation, çeşitli terapi akışlarını sentezleyerek ve Zulu kültürü ile ritüellerini birleştirerek geliştirilen bir terapi modelidir. Aile dizilimi modelinde, psikolojik bozuklukların önemli bir bölümünün, hatta belki de çoğunluğunun kök ailede yaşanan sorunlardan kaynaklandığı belirtilmektedir (…) Psikoterapi seansı sırasında birey ailesine geri getirilmekte ve barıştırılmaktadır. ailesiyle birlikte iç dünyasında. Bireyin aile içinde özdeşleştiği kişinin farkına varması ve bu özdeşleşmeyi çözmesi için fırsat sunulmakta ve sistemin bozuk yönleri onarılmaya çalışılmaktadır. Bu durumda ailenin enerjisinin özgürce akmasını sağlar.”

Buradan da anlaşılacağı gibi beklenti ve şüphe uyandıran bir yöntemdir. Geçmişteki ve özellikle aile öyküsündeki travmaların kökenini bulmak, psikanalizin temel kaygılarından biridir. Ailelerin yanı sıra toplumların tarihi de “kolektif bilinçdışı” dediğimiz söz varlığını oluşturur. Mark Wolynn’in seride çokça atıfta bulunulan kitabının adı gibi, “Seninle Başlamadı.” Kesinlikle bizimle başlamadı, bizimle bitecek, eğer hızlı bir terapi süreci bu kadar derinlere kök salmış, oldukça tartışmalı bir şeyi çözebilirse.

Olivo, Family Constellations terapi sahnesi

daha önce birçok benim yazımda Bahsettiğim gibi, yakın ve uzak tarihimiz, yüzleşmeyen bir acı antolojisi gibidir. Yani mesele sadece aile değil, sosyaldir. Ama elbette aile tarihinin de bugün bir yeri var. “Benim aile dramım” bu örtük bağları yüzeye çıkarır ve açıkçası başarılı olur.

Ancak bu yöntem çok fantastik bir şekilde, astral seyahate kadar uzanan bir sürrealizm içinde işlenir. Birbirini hiç tanımayan insanlar grup terapisi sırasında birbirlerinin ruhlarına ve hatta geçmiş karakterlere bürünebilirler. Sonuçlar sadece psikoloji ile ilgili değil, kanser gibi bir hastalığın ilerlemesinde bile etkili olabiliyor. İşte bence izlenmesi gereken epeyce yönü olan dizinin tehlikeli kısımları.

Tabii ki, bu bir hayali metindir ve “söylediğim her şeye inan” demiyor. Aksine olaya böylesine fantastik bir boyut kazandırdığı için masum bile sayılabilir. Bilinen sözdiziminin uygulanması daha az fantastik olsaydı, bu kısımlar hiç sorgulanmayacak ve gerçeklik duygusu artacaktı. Ancak terapinin bu kısmı dışında gerçeküstü unsurların olmaması ve üç farklı kadın karakter etrafında dönen dizide diğer detayların oldukça gerçekçi olması işi biraz karıştırıyor. Ve doğal ortam çok elverişli. Her ne kadar işler kötüye gitse de, ne yaparlarsa yapsınlar, beş günlük tatil için kredi çekenlerin olduğu ülkede bir akın olabilir gibi görünüyor. Dört bir yanı şarlatanlarla çevrili ülkemizde sanal bir poster asacaklar ve buna “aile dizimi” diyecekler. Bu yazıyı yazmadan önce Twitter’da “Zeytin tedavisi yapılır” gibi bir tweet ile karşılaştım. Keşke şaka olsaydı.

Güncel merakları, güncel trendleri ve konuları takip eden dizilerden daha doğal bir şey olamaz. Birkaç kişi için iyi olabilir ve imkansızmış gibi davranmak da bu kaçışa dahildir. Ancak bu zor dönemde aklın ipini sıkı tutmak gerekir. “Zeytin Ağacı”na tavrım olarak rakı, balık, Ayvalık kısmıyla, mucizeler vaat eden kısmına ise “bu bir dizi” diye yaklaşmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Mucizeler masallarda güzeldir ve hayatta daha gerçek çözümlere odaklanmak uzun vadede herkes için daha iyidir.

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment