entertainments

Zorla Teslim: Uyku – Kitap Sanatı Haberleri

Written by admin
[rotated_ad]

Oluşturulma tarihi: 05 Ağustos 2022 11:10

Arter’de uykuya odaklanan ‘Koyundan Koyuna’ sergisinin küratörü Eda Berkmen, “Herkesin paylaşabileceği bir tema geliştirmek benim için önemliydi. Sergide hem rüyayı hem de uyanışı yaşamak istedim. Bu döngü önemli…”

class=”medyanet-inline-adv”>

Uyku, tüm canlılar için yaşamın ‘vazgeçilmez’ bir parçasıdır. Göz kapaklarına dayandığında kurtulması çok zor olan rüya aynı zamanda bilinmeyene yapılan bir yolculuktur. küratörlüğünde Eda Berkmentarafından üstlenilen ‘koyundan koyunaSergi, canlılar için temel bir ihtiyaç olan uykuyu birey ve toplum, direniş ve bağlılık, mahremiyet ve paylaşım kavramları üzerinden sorguluyor. Dolapdere’de dolambaçlı Binanın zemin kat galerisinde ücretsiz olarak izleyiciyle buluşan sergide, aralarında Annika Eriksson, Gizem Karakaş, Etem Şahin ve Yüksel Arslan’ın da bulunduğu farklı disiplinlerden 33 sanatçının eserleri yer alıyor. Sergide çağdaş eserlerin yanı sıra daha önceki tarihi temsiller ve arkeolojik nesneler de yer alıyor. Berkmenlerle sergiyi ve hayali konuştuk.

class=”medyanet-inline-adv”>

‘Koyundan Koyuna’ sergisi fikri nasıl ortaya çıktı? Neden özellikle uyku konusunda bir çalışma yapmak istediniz?

Zorla Teslim: Uyku

Serginin yer aldığı Arter galerisi, müzenin ücretsiz giriş hakkı olan tek galerisi. Herkesin üzerinde uzlaşabileceği bir konu ile devam etmek benim için önemliydi. Bunun dışında daha önce ertelenen ancak sergisini daha sonra açacağım Eva Kotatkova, temaları uyku olan bir sanatçı. Bu yüzden rüya üzerinde çalışmaya başladım. Kolektif sergi yapma imkanı doğduğunda bu tema ile devam etmek ve bu konuyu farklı sanatçıların yapıtlarıyla birlikte araştırmak çok uygun göründü. Ayrıca üç yıldır pandemi döneminde yaşıyoruz ve o dönemde dünyanın bir rüya halinde olduğu sürekli söyleniyor. Bunu bir tesadüf olarak sonradan, insanların rüyadaki gibi zorunlu bir içe kapanma döneminden geçtiği sırada fark ettim. Ama eminim bu da rüya teması seçimimi etkiledi.

Zamana karşı yarıştığımız günümüz dünyasında uykuya hak ettiği önemi ve zamanı verdiğinizi düşünüyor musunuz?
Kesinlikle hak ettiği zamanı ve değeri verdiğimi düşünüyorum. Ama zaman zaman yapmam gereken şeyleri yapmak yerine sekiz saat uyumayı seçtiğimde, bununla birlikte gelen bir suçluluk duygusu da var. Uyku biyolojik bir ihtiyaçtır. Bir kaçış olarak da görülebilir. Örneğin, üzgün olduğumuzda veya baş edemediğimiz bir problemimiz olduğunda uykuyu bir kaçış yolu olarak kullanabiliriz. Bir de uykuya teslim olma durumu var. Bilinmeyen, gizemli… Özellikle bu anlamda çok ilgimi çeken bir konu.

class=”medyanet-inline-adv”>

Sergiyi oluştururken nasıl bir süreçten geçtiniz? Sanatçı ve eser seçimini nasıl oluşturdunuz?
Araştırmalarım sırasında, sanatçıların atölyelerini gezerken veya daha önceki sergilerde gördüğüm çeşitli işleri taradım. Öte yandan, konuyla ilgili bazı okumalar yaptım. Burada üç kitap bana ilham verdi. Biri Haytham El Wardany’nin ‘Rüyalar Kitabı’ idi. Henüz Türkçeye çevrilmemiş bu kitap sergi için önemli bir ilham kaynağı oldu. Diğerleri Anna Della Subin’in ‘Not Dead But Sleeping’ ve Jonathan Crary’nin ’24/24: Late Capitalism and the End of Sleeps’. Sanatçı araştırması, yayıncılık ve okumanın yanı sıra özellikle Arter ekibinden farklı kişilerin ortak bir tema üzerinde görüş ve yardımlarını almak benim için önemliydi. Sergilerin mimari tasarımından sorumlu Duygu Doğan’a uyku ile ilgili bir sergi yapmak istediğimi söyledim ve bu mekanda biraz daha zaman geçirmenizi sağlayacak bir mimari tasarım olup olmadığını sordum. kendini dönüştür. daha sıcak, içsel bir atmosferde. Konuşmaya başladık. Ortak rüyada sınırların ve geçiş alanlarının ortadan kalkması düşünüldüğünde, sergide kavisli geçişlere sahip olma fikri gündeme geldi. Ayrıca sergideki eserler kadar serginin nasıl hissettireceği de önemliydi. Burada Duygu Doğan ile mimarinin önüne geçmemeye özen gösterdik. Buna da ulaşıldığını düşünüyorum.

class=”medyanet-inline-adv”>

Sergi alanına giren izleyiciyi karanlık ve ürkütücü bir atmosfer karşılıyor. Sanki iç dünyamızı yansıtıyor. İzleyicinin uzayda uyuma kavramıyla nasıl bir bağ kurmasını istediniz?
Benim için en önemli şey, halkın bu içe kapanma durumunu hissetmesiydi. En başından beri, bir aydınlık-karanlık ikiliği kurmak istedim. Bu aydınlatma kararı, sergiyle ilgili belirli sorunlara da çözümler getirdi. Dar bir alanda birçok küçük formatlı eser bir arada sergileniyor. Genel aydınlatma yerine yalnızca bireysel çalışmaları aydınlatan ışıklar, onlara kendilerine ait tanımlanmış bir alan kazandırdı. Işıkta mesafeler aniden daralır ve her şey net göründüğünde bir şeye odaklanmak zorlaşır. Karanlık ve geriye dönük bir bakış açısıyla, işleri bir arada, ancak kendi alanlarında görmeyi sağladı. Karanlıkla birlikte gelen bir sessizlik de vardır. Biraz daha sakin, içe dönük… Ürpertici bence hem karanlıkla hem de o rüyadaki karanlık dediğimiz kavramla alakalı. Her zaman iç seyahatin insanlar için zor ve korkutucu olabileceğini düşünüyorum. Burada Gizem Karakaş tesisi de önemli bir rol oynamaktadır.

class=”medyanet-inline-adv”>

Ne payı var?
Gizem Karakaş, ‘Gizli Zevkler’ adlı oyununda seyirciye komik hikayeler anlatıyor. Aynı zamanda, gizli zevklerini ortaya çıkarır. Belki de zevk aldığımız şeyler toplum tarafından iyi karşılanmıyor. Birinin bizi yargılamasına neden olabilir. Belki de korkutucu olan kısım budur.

Sergi metninde de ‘uyanış’ kavramına gönderme yapılıyor. Bu konsept sergide nasıl görünüyor? Seyirciyi nasıl uyandırmayı düşünüyorsunuz?
Bu anlamda seyirciyi uyandırmak niyetinde miyim? Tabii burada uyumak, uyumak ve uyanmak çok farklı anlamlara gelebilir. Serginin hem bir rüya hem de bir uyanış olmasını istedim. Bu döngü önemlidir. Sergide bana uyanma hissi veren eser ise Marlene Dumas’ın ‘Boş El’ adlı eseri. Çalışmada yerde oturan bir çocuk açık ellerine bakıyor. Sanırım bir şeyleri vardı ve gittiler. Burada bir değişiklikten dolayı bir şaşkınlık ifadesi olabileceğini düşünüyorum. Ya da elleriyle bir şey yaptı. Bir bilinç durumu var. Uyanıştan bahsedeceksek, bir şeyin gücünün farkına varılması ya da değişimin gerçekleşmesi olarak düşünebiliriz. Rüyayı olumlu anlamları ile sergiye taşımaya çalışıyorum. Siyasette insanları uyutmak, olumsuz olarak kullanılan bir şeydir. Ancak Haytham El Wardany’nin kitabına göre uyanış bir direniştir ama sürekli uyanık kalırsanız bir süre sonra sizi isteriye sürükler. Yani her zaman aynı uyarı seviyesinde olamazsınız. “Dinlendikten ve bir iş düşündükten sonra harekete geçmeniz gerekiyor” diyor. Wardany’nin uyku ve uyanış metaforu yorumu böyledir. Bana uyar.
‘Koyundan Koyuna’ isimli sergi 29 Ocak 2023 tarihine kadar Arter’de görülebilir.

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment