entertainments

Titanik’te Jack ve Rose arasındaki aşkın sizi farklı düşündürecek bir analizi

Written by admin
[rotated_ad]

Bu başlığı nasıl açacağımı bilmiyordum. çünkü bu bana insan psikolojisinde son derece önemli görünen bir konu. Elimden geldiğince sade bir dil kullanarak bulgularımı açıklamaya çalışacağım. bu metin: James Cameronünlü titanik filmde “jack dawson Git dewitt gül açacağı” deki karakterlerin derinlemesine bir analizini içeriyor ve tamamen kişisel yorumlarımdan oluşuyor. Önce kendi aforizmamı sunarak başlayacağım. Ardından bu iki karakteri ve aralarındaki ilişkiyi inceleyelim:

Rose’un “özgürlük” arzusunun nesnesi Jack karakteridir. Jack’in “ölüm” dileğinin nesnesi Rose karakteridir. gül; Yaşamak isteyen neşeli bir kadındır. Jack; Yıllardır ortalıkta dolanan ve iyi bir amaç uğruna ölmek isteyen yorgun bir adamdır. Rose özgür olmak için Jack’e aşık oldu ve Jack ölmek için Rose’a aşık oldu! İkisi de intihar edemez. ve gerçek arzularını gerçekleştirmek için birbirlerine sarılırlar! birbirlerini kendi arzularının nesnesi haline getiriyorlar! bu birlik; idealize edilmiş ve mükemmel bir aşk yaratır. bu aşk çok mükemmel: sonunda her iki karakter de dileklerini alıyor! biri serbest bırakılır ve diğeri iyi bir amaç uğruna ölür.

gül

RMS Titanic’e bindiğinde henüz 17 yaşında olan Rose, varlıklı bir ailede büyümüş ve liseden yeni mezun olmuş güzel bir genç kızdır. babasının ölümünden sonra boşalan paralar ve miras kalan borçlar için; Annesinin çeşitli manipülasyonları sonucunda varlıklı bir çelik tüccarıdır. caledon nathan hockley nişanlı. hokey; Rose’dan 13 yaş büyük, açgözlü, kendini beğenmiş ve narsist bir adamdır. dar fikirler ve sıkıcı fantezi dünyası; Doğal olarak, henüz 17 yaşındaki Rose’da karşı koyamadığı bir tiksinti uyandırır. Hockley, uygun olduğunda nişanlısına 56 karatlık pırlanta hediye edebilse de, Rose’u etkileyemez. çünkü büyüdüğü çevre nedeniyle Rose’un çevresi çocukluğundan beri böyle erkeklerle dolu. Rose’un gerçek dileği, çok parayla satın alınamayacak, zenginlik göstergesi olan hiçbir şeyin olmamasıdır; hokey gülü arzu nesnesi olmazdı! ama kalktı; Aptalca romantik ve düşünceli bir salak asla bir karakter değildir! Paranın anlamının ve gücünün farkındadır. Filmdeki bir sahnede, Jack’in “Fakir bir insan için çok seyahat ediyorsun” repliği, Rose’un para getirisinin farkında olduğunun önemli bir kanıtıdır.

ama pembede bir şey eksik. 17 yaşındaki canlı ve özgür ruhlu bir kız olan Rose; kendisini kapalı bir zırha hapsetmek isteyen aile ve toplumsal dayatmalardan nefret eder. Elbette aile içi dayatmaların asıl faili annesidir. filmde; Rose’u Hockley ile evlenmeye ikna etmeye çalışan annenin Rose’u korse giydirdiği bir sahne vardır. işte o korse; Aslında annenin Rose’u hapsetmek istediği zırha bir gönderme! Filmde toplumsal dayatmalara örnek olarak verebileceğim sayısız sahne var. öyle ki: birinci sınıf yolcuların belli kalıplar-kurallar dahilinde eğlenmeleri, yemek yemeleri ve konuşmaları sürekli vurgulanmaktadır. İşte o sahneler: Rose’u o zırha hapsetmek isteyen toplumsal dayatmaların bir ifadesi! Ama Rose o zırha girmemek için ölümüne savaşır. Bir yerde, sana öğretecek biri, sana asla sahip olmadığın özgürlüğü verecek.özgürlük arzusu nesnesi) bekliyormuş gibi! O zırhın içine girmemek için yaptığı sessiz çığlıkların sonuncusu, şüphesiz geminin kıç tarafında sallanan seslerdi. Ve elbette intihar değil! Sadece çığlığının duyulmasını istiyor. ve dinle! Rose’a Özgürlük öğretebilecek doğru kişi için…

Jack

Jack’in karakteriyle ilgili beni en çok rahatsız eden şey, hiçbir zaman yeterince inceleme almaya tenezzül etmemiş olması. Bence sinema tarihinde Jack Dawson kadar yanlış anlaşılan çok az karakter vardır! Bu karakterin fedakarlığı ve sadakati her fırsatta konuşuluyor! filmde ölümünden sonra bile: sosyolojik temelli birçok tespit yapılıyor. Kim bilir, belki de bu gözlemler doğrudur! Ama Jack karakterine her zaman tamamen farklı bir perspektiften baktım. Jack Dawson, Rose’a Rose’un arzuladığı özgürlüğü öğretebilecek tek adamdır. Bu Rose’un arzu nesnesi! o kadar ki, kendini zırha teslim etmeyen Rose’un sahip olmak için yanıp tutuştuğu “kuralları çiğnemek, amaçsızlık ve anı yaşamak” gibi tüm erdemler; şimdi jack’te mevcut! Bu nedenle Jack, Rose’u bir mıknatıs gibi çeker. Peki Rose karşılığında Jack’e ne vaat ediyor? seks mi para mı Tabii ki hayır! çünkü Jack hiçbir zaman gül üzerine fiziksel veya finansal kazanç öngören bir erkek profili çizmedi! Jack’in arzu nesnesi Rose’dur, Rose’a olan büyük aşkından da anlaşılacağı üzere. Peki, bu adam “pembe nesne” aracılığıyla hangi dileğini gerçekleştirmek istiyor? Bu soru, Jack’in karakteri hakkında şimdiye kadar yaptığım en ilginç gözlemi gündeme getirdi.

Film boyunca istemeden de olsa Rose’un iç dünyasına odaklanıyoruz ve Jack’i “ilahi bir kurtarıcı” olarak görüyoruz. çünkü gül eksik olan tek şey jack! Ama göremediğimiz şey, Jack’in aslında bundan pek memnun olmadığı! dawson’ın kedisi; Yıllardır ortalıkta dolanan, tok karnından hayata tutunamayan ve kök salamayan bir adamdır. ve hayatında ilk kez sahip olmaktan nefret ettiği bu özelliklere; Bir başkasının değerli olduğunu fark etti ve kendi varlığında bir anlam hissetti. bu kişi rose dewitt bukater! Zaten yorgun ve çaresiz bir insan olan Jack, hayatında ilk kez “Bittim” diyebildi ve kendisiyle barıştı! Jack’in birinci sınıf zenginlerle karıştığı ve onlara “her günün avantajlarından yararlanmalarını” söylediği sahnede; Mükemmel bir adam gördüğümüzü düşünüyoruz. çünkü Jack tüm bunları inanarak söylüyor gibi görünüyor! Rose ile birlikte “Yarın sabah ne olacağını bilmeden ciğerlerimde soluduğum havayı, birkaç boş kağıdı seviyorum” diyen adama hayranız! ama jack karakteri; Rose’u onunla tanışmadan önceki haliyle görmeye çalış! Jack’in bu sözleri inanarak söylemesinin tek nedeni, Rose’un arzu nesnesinin kendisi olduğunu anlaması ve kendi varoluşunda anlam keşfetmesidir! Bu yüzden Jack “Ben” der. Zaten yorgun bir adam olduğu için “bu şeyin” zamana yenik düşmesini istemez ve gizliden gizliye ölümü dilemeye başlar.

Şimdi burada olma kavramından bahsedelim.

Jack artık Rose sayesinde kendisiyle barışmış bir adamdır. ama bir sahnede Rose’a “Aptal değilim, cebimde 10 dolarım var. Sana verecek bir şeyim yok, biliyorum” diyor. Şimdi bir düşünelim. Jack ölmeseydi Rose ile ne kadar mutlu olabilirlerdi? Soruna sadece para açısından bakmayın. Jack’in erdemleri; Sonunda Rose’un gözünde önemini kaybetmez miydi? ne kadar önemli olsalar da, öğrenilecek tek seferlik bir şeydi! işte burada, zaten yorgun olan kedinin elinde; Rose’a verecek hiçbir şeyi kalmayacaktı! aslında belki olur! Biliyorum çok karamsar bir tablo çiziyorum! belki rose ve jack birlikte büyür, birlikte öğrenirler. ama yıllarını sefalet ve değersizlik içinde geçiren Jack; bu kötü ihtimalden kork! bu yüzden ‘ben’ düşüncesine sığındı! Hazırken bu durumun çığırından çıkmasını, zamana yenik düşmesini istemiyordu! bu nedenle gizlice ölümü diledi ve bu dilek; pembe nesneden yapılmış! rose ve jack: aralarında öyle mükemmel bir idealize edilmiş aşk ilişkisi yarattılar; Jack’in gizli ölme arzusu aslında bu idealize edilmiş aşkı kırmamak için bir çabaydı…

mükemmel aşk

Jack’in “pembe nesne” aracılığıyla adım adım gizli ölüm arzusu; Film kronolojik sıraya göre listelenmiştir! ünlü intihar sahnesinde jack; “Sen atlarsan arkadan atlarım” diyerek istemsizce kendine “kurtarıcı” diyor (bkz: İsa) teklif edildiği gibi! Zamanla aralarındaki diyalog gelişir ve birbirlerine aşık olurlar. Unutmayın: gemi buzdağına çarptıktan sonraki o coşkulu anlardan birinde Jack, Rose’u bir cankurtaran sandalına bindirir. Rose aşağı inerken Jack’in gözlerindeki hüzün o kadar açık ki! Rose buna dayanamaz ve cankurtaran sandalından gemiye atlar. Ve nihayet Jack’e şu ünlü sözü hatırlatıyor: Sen atlarsan ben de atlarım! İşte bir hatırlatma: Rose’un, Jack’in kendi varoluşu dediği “kurtarıcı” rolünü kabul ettiği andır! O andan itibaren, Jack bilinçaltında Rose için ölmeye karar verir! düşünmek; Rose o cankurtaran sandalına inmiş olsaydı, Jack gemi battığında o gemide tek başına hayatta kalabilirdi! Ama değil! Jack’in dileği sadece Rose’u kurtarmak değildi! Jack aslında Rose’u kendi ölümüyle kurtarmaya niyetliydi: “Ben” dediği varlığı korumak ve hayattaki en büyük başarısını, idealize edilmiş aşkı, Rose’un kalbinde sonsuza kadar canlı tutmak! Bu yüzden Rose’a “Bensiz devam edeceksin, çocukların olacak, sıcak yatağında çok yaşlı öleceksin” diyebildi. Her halükarda, Jack’in ölümü dileyerek aşkı idealleştirme girişiminin en büyük kanıtı şu ünlü sözdür: “bilet gülünü kazanmak başıma gelen en iyi şeydi…beni sana getirdi. ve o gül için minnettarım”https://news.google.com/”o bilet gülünü kazanmak en iyisiydi Hayatta başıma gelen bir şey… beni sana getirdi. Bunun için minnettarım, rose.”

beni sana getirdi! Bak, “seni bana getirdi” değil, beni sana getirdi! İşte Jack’in kendi varoluşunu bir “kurtarıcı” olarak yorumlamasına benzersiz bir gönderme! Jack’in bilinçaltı şüphesiz şunu söylüyor: “Ben senin kurtarıcınım Rose! Hayat beni sana getirdi! Bunca yıldır yaşadığım sefaletin bir anlamı varmış! O anlamda sendin! Ve şimdi o anlam yok olmadan ölmeliyim.. . “

sonsöz: bu gözlemler tamamen benim çıkarımlarımdır.

James Cameron, ilgili sahnelerde bu çıkarımların hiçbirini kastetmemiş olabilir. ama bir filmi “kaliteli” yapan unsur, bana göre çeşitli yorumlara açık kapı bırakmasıdır. yazımda “gül, kriko, arzu nesnesi” gibi ifadeler; Hakaret ve küçümseme içermeyen, sadece idealize edilmiş aşka anlam vermek için kullanılan terimlerdir. Ne söyleyebilirim? Filmdeki aşktan dolayı, ne zaman RMS Titanic hakkında bir şey duysam aklıma geliyor. o fotoğraf giriş:

Bu fotoğrafta özgür ve mutlu bir kadın değil; Varlığını anlamlı, aşkını kalıcı kılmaya çalışan yorgun bir adam görüyorum! Denizde tehlikede olanlar için sana haykırdığımızda bizi duyuyor…

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment