Technology

Karanlık maddeden oluşan bir evren olabilir mi?

Written by admin
[rotated_ad]

avi lob

Bilimsel bilgimiz, cehalet okyanusundaki adalar gibi hâlâ parça parçadır. Bu duruma en iyi görsel örnek, 11 Temmuz 2022’de Beyaz Saray’da halka açık bir toplantıda paylaşılan Webb Teleskobu’ndan alınan “derin görüntü” oldu.

Görüntü, 13.1 milyar yıl öncesine kadar cüce gökadaların alanını yerçekimsel olarak tarayan bir gökada kümesini ortaya koyuyor. Görüntüde yıldız ışığı, karanlık bir arka plan üzerinde parlak adalar olarak görünür. Bununla birlikte, kütleçekimsel merceklenmeye, yıldızlardan gelen ışığı çevreleyen bir karanlık madde okyanusu hakimdir. Sıradan, parlak madde karanlık olsaydı, görüntüdeki bu karanlık madde çok daha parlak olurdu, güneşli bir günde gökyüzüne benzer, ışıklarla ve küçük kara bulutlarla dolu. Ancak Webb’in sunduğu görüntü bunun tam tersi, bildiklerimizin öğrenmemiz gerekenden daha az olduğunu düşünmemize neden oluyor.

Evrendeki ilgi çekici olayların çoğunun, yalnızca güneş sistemimizden aşina olduğumuz için görebildiğimiz sonlu madde miktarıyla ilgili olduğunu varsaymak, insanmerkezciliğin habercisidir. Bu tür bir önyargı, evinin dışında heyecan verici hiçbir şey olmadığını düşünen bir bebeğin zihniyetini andırıyor.

Parçacık hızlandırıcılarda bilinen yüksek enerjili parçacıkları çarpıştırarak karanlık madde üretme girişimlerimiz şimdiye kadar başarısız oldu. Aynı zamanda görelilik ve kuantum mekaniğinin tarihi, doğanın bizden daha yaratıcı olduğunu gösteriyor.

Göz önünde bulundurulması gereken en basit varsayım, karanlık madde parçacıklarının sıradan maddeyi dağıtmadıkları gibi birbirlerinden ayrılmadıkları olabilir. Bu varsayım, söz konusu teori ile cüce galaksilerin gözlemleri arasında çelişkilere neden olur. Bunlar Samanyolumuza benzer gökadaların yapı taşlarıdır ve erken kozmik zamanlarda milyonlarca cüce gökada oluşturmuştur. Bu Lego parçalarının doğrudan gözlemlenmesi, karanlık maddenin doğasını araştırmamıza da olanak sağlayacaktır.

Derin görüntünün yarım günlük bir maruziyetten sonra elde edildiği göz önüne alındığında, Webb Teleskobu ile keşif potansiyeli olağanüstü görünüyor. Hubble’ın ‘Aşırı Derin Alanı’nda olduğu gibi, maruz kalma süresini üç haftaya uzatmak, Webb Teleskobu’ndan alınan ilk derin görüntüde gördüğümüzden altı kat daha sönük olan cüce gökadaların saptanmasına olanak sağlayacak.

KARANLIKTA NELER GİZLENEBİLİR?

[Işıkla ve normal maddeyle] Etkileşime girmeyen karanlık maddenin yarattığı zorluklar, eğer karanlık madde, nötronlar gibi tanıdık parçacıkları andıran, birim kütle başına bir kesirde kendisiyle etkileşime girerse hafifletilebilir.

Kendi kendine etkileşim konusu, bir dizi büyüleyici olasılığı ortaya çıkarır. Ya karanlık madde, birbirleriyle güçlü bir şekilde etkileşime giren ancak sıradan madde ile olmayan parçacıkların bir karışımıysa? Karanlık maddenin görünür madde üzerindeki etkisinin ortaya çıkardığı yerçekimi etkileşimi kaçınılmazdır. Einstein’ın Genel Görelilik kuramına göre, yerçekimi, görünen veya görünmeyen her türlü madde tarafından paylaşılan uzay-zamanın eğriliğini temsil eder.

Kendi kendine etkileşim, “karanlık radyasyon” yayan, “karanlık yıldızları” ve “karanlık kimyayı” destekleyen ve “karanlık gezegenlerde” bir araya gelen “karanlık atomların” var olma olasılığını açar. Böyle bir durumda, “Herkes nerede?” Fermi Sorunun cevabı “Çoğunu görmüyorsunuz” olabilir.

Yerçekimi, karanlık maddeden yapılmış asteroit boyutundaki nesnelerin Dünya çevresinde geçişini tespit etmemize yardımcı olmuyor ve daha büyük nesneler bize her zamankinden daha yakın geliyor. Dinozorları yok eden Chicxulub göktaşı kadar büyük bir karanlık madde gövdesinin Dünya’ya yakın geçişinden yayılan yerçekimi dalgası sinyali, son teknoloji LIGO-Virgo-KAGRA dedektörümüz tarafından tespit edilemez. Dünya’nın yakınından geçmek sismik gürültüye neden olabilir, ancak bunun Dünya’nın ömrü boyunca gerçekleşmesi olası değildir.

GÖRMEDİKLERİMİZ KADAR GÖRDÜKLERİMİZ KADARDIR

Şu anda sıradan madde, toplam kozmik kütlenin sadece yirmide biri. [yüzde 5’ini] oluşturmaktadır. Bunun dörtte birini oluşturan karanlık madde ve geri kalanı kozmik genişlemeyi hızlandırıyor. [‘kozmik enflasyon’] Güç veren başka bir bilinmeyen bileşen olan ‘karanlık enerjiden’ oluşur.

Uzayda yelken açan biri, uzay aracına güç sağlamak için karanlık madde veya karanlık enerji kullansaydı, motor egzozundan çıkan hiçbir şeyi göremezdik.

Bilimsel yaklaşım veri odaklıdır. Kanıtı önyargıya tercih etmek için biri düzenli olarak uygulanan ve diğeri genellikle göz ardı edilen iki ilke vardır. İlk ilke, gerçeği temsil etmeyen olasılıkları dışlamak için veri giyotini kullanmaktır. En az uygulanan ilke, teorik beklentilerin dışında kalan kanıtları, geçmiş bilgilere dayalı deneyimlere yönelik bir tehdit olarak değil, yeni bir şeyler öğrenmek için bir fırsat olarak görmektir.

Fritz Zwicky’nin 1933’te karanlık maddenin varlığını iddia etmesinden kırk yıl sonra, genç Jerry Ostriker, Zwicky’nin yerini aldığı Caltech’teydi. [Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü] Karanlık madde için yeni kanıtlar üzerine bir seminer verdi ve izleyiciler tarafından “vahşi spekülasyonun savunucusu” olarak etiketlendi. Bugün genç kozmologlar, karanlık madde kavramının yarım yüzyıldır gelenekçi astronomlar arasında neden olduğu fırtınalardan habersizler.

Kopernik devriminin bir başka özelliği de burada yatmaktadır. Aslında kozmik manzaranın merkezinde değiliz, sahneye geç kaldık ve yine de bu manzaradakilerin çoğunu temsil etmiyoruz. Bu karanlık şeyin ne olduğunu anlayana kadar bu kozmik oyunun neyle ilgili olduğunu biliyormuş gibi yapamayız. Varlığımızın kilit unsurları, yalnızca Webb’in sunduğu görüntüde ortaya çıkan güç kutuplarının altında yatmıyor.

Karanlık madde, ilkel kökenlerinin hatırasını korumak için var olmasaydı, galaksimizi, Samanyolu’nu tohumlayan yoğunluk çarpıklıklarının, kozmik mikrodalga arka planında sıradan maddenin saçılmasıyla boğulacağını biliyoruz. Gerçek şu ki varlığımızı görünmez bir aktöre borçluyuz.

Yazı tipi: Rapor

Tercüme eden: Tarkan Tufan

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment