entertainments

Biraz kül Biraz duman – Taceddin Kutay

Written by admin
[rotated_ad]

b.

Suriyeli mültecilerin Avrupa kapılarına geldiği günlerdi… Dönemin Bavyera Başbakanı bir açıklama yaptı: “Anaokullarındaki kapasitemiz yetersiz. Mülteci kabul edemiyoruz.” Muhtemelen şaka yapıyordu, çünkü anaokulu kimsenin umurunda değildi, o günlerde insanların kanlı bir tirandan hayatlarını kurtarmak için yola çıktığı o günlerde.

Türkiye yoğun eleştirilere maruz kaldı. Akkuyu Nükleer Tesisi’nin inşası konusunda Rusya ile anlaşmaya varıldı ve Türkiye nükleer enerjiyi kullanan ülkelerden biri olma niyetini açıkladı. Nükleer enerjiyi kendileri kullanan ülkeler, dünyanın geleceği ve çevre adına bir anda Türkiye’ye saldırdı ve söylediklerini de peşini bırakmadı. Efendim, kendileri kullanmayı bırakacaklardı ama biraz zamana ihtiyaçları vardı. Türkiye bunu asla kullanmamalıydı. Eğer kullanırsa, çevre düşmanı olur. Bu sözleri hepimiz duyduk, Batı’dan duymayanlarımız, içimizde borazanlardan işitiyor.

Aynı günlerde eş zamanlı olarak yoğun bir algı operasyonu gerçekleştirildi. Ülkemizin ulusal güvenliğini tehdit etse de basın özgürlüğü Allah’ın bir lütfudur ve kimsenin ona hiçbir şekilde zarar vermeye hakkı yoktur. Basın aracılığıyla size karşı komplo ve operasyonlara katlanmak zorunda kaldınız. Çünkü bu basın özgürlüğünün bir gereğidir. Demokrat olmak aynı zamanda içeriden vurulmayı da gerektiriyordu. Sanki bizimle dalga geçiyorlarmış gibi bizi buna ikna etmeye çalıştılar.

Demokrasinin çok yüksek idealleri vardı ve bu idealler ne olursa olsun asla terk edilemezdi. İskandinav ülkelerine bakalım…

Gördüğünüz gibi hep matinelerin olduğu bir sinemada aynı senarist tarafından üretilen bir nesil filmler gördük. Bir komedi dizisi diyelim; Tüm oyuncuların benzer şekilde canlandırıldığı, birbirine benzeyen fıkraların yapıldığı, yakında gelecek olan tiradın herkes tarafından tahmin edilebileceği bir dizi komedi filmidir.

Atlantic, filmi gururla sunar… Sunuldu, gişede başarılı oldu. Tabii Recep İvedik’in gişe rekorları kırdığı bir ülkede bu durum kimsenin dikkatini çekmedi.

Tüm filmler gibi, bu da modası geçmiş. Sonuçta, en iyi film bile bir ömür boyu izlenmez. Sinemamızda “Matenelerimiz süreklidir” başlıklı yeni bir film döngüsü projelendirildi. Komediden sıkılanların gerilim filmleri izlemesi önerilir.

Ukraynalı mülteciler kapılarını çaldığında panik içinde kapıya dayanmak zorunda kaldılar: “Parkta, bahçede, barda, köşkte nerede yer bulursan yat uyu.” Anaokulunun kapasitesi bir anda önemini yitirdi.

Rusya hakkında resmi Batılı görüşlerini ifade etmeyen haber sitelerini ve kanalları sansürlediler. Basın özgürlüğünü emreden Tanrı’ya olan inancının zedelendiğini düşünüyorum.

Aniden nükleer enerjiyi yeşil enerji ilan ettiler. Yetmedi, termik santralleri yeniden devreye sokacaklarını açıkladılar. Dünyanın ve çevrenin geleceği, Avrupa’nın elektrik ihtiyacından bir anda ihmal edilebilir bir düzeye düştü. Türkiye ile müzakere uğruna vazgeçilemez ilan ettikleri demokratik ilkelere çabucak imrendi. Birkaç gün içinde soğuk İskandinav demokrasisi baharatlı bir yolculuğa çıktı.

Gördüğünüz gibi, sinemada bir nesil kötü gerilim filmi gösterildi. Dramatik tonlara sahip bir gerilim dizisi…

Bu oluşumun senaristi de aynı adam. Aktörler aynı, tiradlar tahmin edilebilir.

Atlantic Film gururla sunar!

Atlantic Film utangaç değil tabii ki gururla sunar çünkü adam her şeyin bir film için yapıldığını ve en önemli şeyin gişe olduğunu bilir. Senaryoya bakıp ağlamak, iç çekmek, perdedeki oyunculardan utanmak, onlarla arkadaş olmaya çalışmak bize has bir şey. Seyircimiz, oyuncuyu ekranda rezil etmemek için sürekli kafasını düzeltiyor. Sonuçta kim bilir belki Zeki Müren de bizi görür…

Hem bu filmden hem de sinemadan bıktım. Mısır gitti, Alaska-frigo eridi… Peki ne yapmalı? Yıllardır kendi filmimizi yapmamız gerektiğini söylüyoruz. Şöyle karışır… Biraz hüzün, biraz komedi, biraz hayat, biraz dram, biraz kül, biraz duman, işte bu biziz…

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment