entertainments

Bu bir kitap değil ama “Vaka Çalışması” yazıyorlar

Written by admin
[rotated_ad]

Bir gün bir üniversitede “Ekonomiyi en kötü nasıl yönetirsin” dersi verilir mi bilmiyorum ama böyle bir ders açılırsa Türkiye’nin son yıllardaki, özellikle son yıllardaki durumu. Dönem, muhtemelen bir “vaka çalışması” veya “vaka çalışması” olarak adlandırılacak ve kesinlikle ders kitabında yer alacaktır.

Her şeyden önce gözlerini kısmaya devam edecek çünkü TL yıllarca güçlü kalacak çünkü tüm uyarılara rağmen 1 dolar 1 TL olacak.

Bu durumda kaçınılmaz olarak ülkenin tüm üretimini dışa bağımlı hale getirecek, ucuz olduğunu düşündüğünüz ithalata bağımlı hale gelecek ve Cumhuriyet tarihi toplamının dört katına kadar dış borcunuzu artırmış olacaksınız. para bolluğu. bu dünyayı çevreleyen.

Sonra işler tersine dönmeye başladığında, Hazinenizde biriktirdiğiniz her şeyi satacaksınız.

Boş rezervlerle bir krizde sıkışıp kaldığınızda, gerekeni yapmayacaksınız.

İşe yaramaz, güçlü TL’nin sözlerinden vazgeçip zayıf TL daha iyidir bahanesine sığınacaksınız.

Tüm dünya faizi artırırken siz faizi düşürürsünüz.

Faiz indiriminin yanlış olduğu ortaya çıkınca kontrol edemediği gizli bir faiz oranı oluşturacak ve “KKM” diye bir şey icat edecek.

Ancak paranız değer kaybetmeye devam ettikçe kimsenin anlamadığı garip bir enstrüman bulacaksınız.

Hiçbir şey işe yaramayınca bu sefer kredi kontrolü ile ekonomiyle bağdaşmayan bir kontrol mekanizması uygulayacaksınız.

Yakında bunun da işe yaramadığını göreceksiniz.

Bu arada 6 ay sonra TL’nin değeri aşağı yukarı dalgalanacak.

Dolar 18 TL’den 11 TL’ye düşecek, sonra 17.5’e dönecek ve sonra 16’ya düşecek.

Siz buna ekonomi diyeceksiniz.

Bu ülkede istikrar kelimesini en çok kullanan ve kullanmayı bırakmayan hükümetin, istikrarın ekonomideki önemini o kadar da bilmediğini mi sanıyorsunuz!

Bakın arkadaşlar gece kiminle oturup ekonomik kararları tartışıyorsunuz bilmiyorum ama önemli olan dolar veya euro kaç TL olduğu değil.

Önemli olan bu değeri olabildiğince sabit tutmaktır.

1 dolar 1 lira veya 1000 TL’dir.

Bu çok önemli değil.

Önemli olan bu fiyatın sabit olmasıdır.

İhracat yaptığınızı düşünün.

Dolar 18 lira olduğunda maliyet hesabı yaparsınız, işçilik, hammadde, enerji maliyetlerini dikkate alır ve fiyat verirsiniz.

İhracat yapıp paranızı topluyorsunuz ve o gün verilen bir kararla dolar hızla değer kazanıyor.

Zarara bak!

Maliyet en pahalısı, koleksiyon en ucuzudur.

Aynı şey ithalatçı için de geçerli.

Adam, dolar 18 lire iken siparişi verdi ve ödemeyi yaptı.

Ürün geldi.

satacak

Ama oran düştü.

indirim yapabilirsiniz!

O yapamaz

En pahalı noktasından aldım.

Dolar bugün ucuzsa ve o ucuza satarsa ​​yarın doların kaç lira olacağı belli değil.

Sattığın şeyi değiştirmenin bir yolu yok.

Satıp beklemezsen stokçu olarak peşine düşerler.

Böyle bir ekonomi asla yönetilemez.

Bir gün gelip ertesi gün çıkan ve ertesi gün tekrar yapan bir kurttan kimse mutlu olmaz.

Hayır, sana yanlış söylemeyeceğim.

Ancak faizin ne zaman düşeceğini ve ne zaman yükseleceğini bilen biri böyle bir şeyden memnun olabilir.

Cuma günü sadece 1 milyon dolara satıp Pazartesi günü satın alarak hafta sonu sonunda 1 milyon TL kazanın.

Bir milyar dolar olsa bu kâr 1 milyar TL olur.

Gerçek sanayici, üretici iflas edecek.

Geçen gün Celal Şengör’ün öğrenci affı konusundaki görüşlerini aktardım.

Tamamen katılıp katılmadığımdan emin değilim.

Ama emin olduğum bir şey var.

Öğrencilere af verilecekse, başarısız öğrencilerden önce başarılı öğrencilere verilmelidir.

Üniversiteden mezun olmuş, hayata girmeye hazırlanan veya okuldan atılan öğrencilere götürülmelidir.

Lafı fazla uzatmadan öğrenci kredisi borcu affedilmelidir.

Bugün yüzbinlerce öğrencinin Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’ne borcu var.

Dar gelirli ailelerin çocukları, üniversite eğitimlerini sürdürmek için küçük de olsa devlet kredilerine başvuruyor.

Mezun olduktan sonra bu kredileri geri ödemeye başlarlar.

Ama ülkenin durumu ortada.

Genç işsizliği yüzde 30 civarında seyrediyor.

Mezunların çoğu iş bulamıyor.

Hala aileleriyle birlikteler.

İş bulan şanslıların maaşı ortada. Çoğu, yoksulluk sınırının altındaki asgari ücrete bakıyor.

Hal böyle olunca da bu çocukların kredilerini geri ödemeleri çok zor.

Ödeyemiyorlar bile.

Ödeyemeyince “Devletin babası” ile karşı karşıya geliyorlar.

Ama bu sevecen bir baba değil, aksine güçlü ve itaatsiz bir mafya babası olarak gençlere karşı çıkıyor.

Çocuklar ömür boyu borçtan atılıyor, hacizlerle uğraşıyor.

Gençler için bir şeyler yapmak istiyorsanız.

O zaman bu çocukların kredi borçlarını bağışlayın.

En az beş yıl, on yıl faizsiz erteleyin.

Milyarlarca dolar yatırdığı, evlilikleri için çeyiz bağışladığı, hastanelerde ücretsiz tedavi gördüğü Suriyeliler kadar bizim bu çocuklarımızın değeri yok mu?

Hadi ama Suriyeliler kadar değil.

Peki, milyarlarca dolarlık vergi borcunu affedip, milyarlarca dolarlık kira borçlarını 25 yıl ertelediğiniz 5-6 kadar müteahhit yok mu?

Volkswagen minibüsü arkanıza park ederek gençlerin sorunlarını çözdüğünüzü düşünmeye devam edecek misiniz?

Yaklaşık 28 yıl önceydi.

Sana 1994.

Doğu ve Güneydoğu’da Olağanüstü Hal Zamanları.

Devlet Tunceli’de resmi olmayan bir gıda ambargosu uyguluyordu.

Şehirde gıda satışları kontrol altına alındı ​​ve kısıtlandı.

Çünkü devlet burada satılan yiyeceklerin dağlardaki teröristlere gideceğine inanmış ve bu nedenle Tunceli halkı açlığa mahkum edilmiştir.

Ancak bu gayri resmi ve yasa dışı gıda ambargosu da örtbas edildi ve reddedildi.

Tunceli halkı ise feryat etti.

Şikayetleri araştırmak ve gerçekten haciz var mı diye Tunceli’ye gitmeye karar verdim.

Teke Tek’in yapımcısı Fatih Aksoy ve sevgili arkadaşımla Diyarbakır’a gittik.

Oradan bir araba kiraladık ve Tunceli’ye doğru yola çıktık.

Dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan, “Gitmeyin” dedi.

dinlemiyoruz.

Yola çıktık.

Tunceli’ye çeşitli tehditler altında, birkaç kilometrede bir durarak ve sürekli aracımızı arayarak ulaştık.

Tunceli girişindeki köprüde Shortlands adlı iki zırhlı araç ve önlerinde bir polis aracı bizi bekliyordu.

Önlerinde Tunceli Emniyet Müdürü var.

Çok kibar bir şekilde “Fatih Bey lütfen geri gelin” dedi.

Anayasa, hareket özgürlüğü hakkında konuştum.

Nehir.

Biz tartışırken Vali Atıl Üzelgün aradı.

Bizi Garnizon Komutanlığına davet etti.

Orada Vali ve Garnizon Komutanı ile görüştük.

Sonunda anlaştık.

Şehre girdik.

Gıda ambargosu söylentilerini belgeledikçe, şehirdeki çileye de ışık tutuyoruz.

Birkaç hafta sonra Ünal Erkan aradı.

Program için teşekkürler.

Ve beni devletin Tunceli’de inşa edeceği Cemevi’nin açılış törenine davet etti.

Bu konuyu tek tek ele aldık, o yılın Uluslararası İnsan Hakları Raporu’nda yer aldı.

Bunu sana neden anlattım?

Dün bu ülkede bir vekilin şehre girmesine izin vermediler.

Uzun müzakereler sonucunda Ümit Özdağ, Hatay’a ancak geceleri girebildi.

Teröristlerin, Suriyelilerin, kaçakçıların dalga dalga girebildiği şehre bir parlamenter nasıl giremez demeyeceğim.

Söyleyeceğim şu ki, ülkenin bir bölgesinde farklı bir olağanüstü hal ilan edildi.

90’ların başına dönmüş gibiyiz.

Sağlık Bakanlığı haftalardır COVID verilerini açıklamadığı için eleştiriliyor.

Neden açıklayamadıklarını söyleyeyim.

Çünkü gerçek verilere sahip değiller.

Son haftalarda tanıdığım birçok arkadaşım COVID’e yakalandı.

Bir tanesi bile kaydedilmedi.

Bir tanesine bile değinilmedi.

Sağlık Bakanlığı’ndan tek bir çağrı yapılmadı.

Hiçbirine bağlantıları hakkında soru sorulmadı.

Bir tanesine bile ilaç gönderilmedi.

Kimse karantinaya alınmadı.

Herkese söylenen tek şey “Evinizden çıkmayın” sözüydü.

Sağlık Bakanlığı artık COVID hastalarını takip etmiyor, verilerini toplamıyor, üyelik gerçekleştirmiyor, temas taraması yapmıyor.

Bu yüzden veri yok.

Olmadığı zaman açıklanacak bir şey yok.

Çok zorlarsan bazı saçmalıkları açıklayabilirler ama bu da inandırıcı olmayacaktır.

Avrupa’da vakalarda büyük artış görülüyor ama burada da durum farklı değil.

Tedbirler kaldırıldı.

Kapalı mekanlarda maske yok, kısıtlama yok.

Her yerde, COVID artık grip veya soğuk algınlığı gibi tedavi ediliyor.

Dikkat edilmesi gereken tek şey ülke dışından vaka gelmemesidir.

Ama kimse çok ciddiye almıyor.

Herkesin aptal olduğunu düşünmediğimizde.

CHP’li Aykut Erdoğdu’nun başına tatsız bir olay geldi.

Karısına yalan söyledi.

Karısına yalan söylerken sevgilisine iftira attı.

Aslında çok yaygın bir durum.

Bu tür birçok hikaye duymuş olmalısınız.

Daha sonra boşandı ve bir zamanlar istediğini almak için delirdiği kız arkadaşıyla evlendi.

Bu yaygın bir durum olarak kabul edilir.

Ancak eski eş, âşık diye iftiraya uğrayan ancak daha sonra eş olan kadınla ilgili sözleri kaydedip yaydığında tam bir felaketti ve aldatanlar politikacı olunca tam bir felaketti.

Daha da kötüsü, Parti Disiplin Komitesi üyesi olan yeni eş, “Parlamento sandalyelerini dolarlarla satıyorlar” dedi.

Aykut Erdoğdu, kendisinin başına gelen ve birçok evli erkeğin ve hatta daha nadiren kadınların başına gelebilecek bir şey yaşıyor.

Ama Aykut Bey siyasetçidir.

Ve özellikle iddiaların son kısmı çok ciddi.

Bu nedenle dün de dahil olmak üzere bir an önce harekete geçmeli ve bir an önce istifa etmeliydi.

Tabii eşi “Meclis koltukları dolar ile satılıyor” diyen eşi.

Aslında Parti Disiplin Kurulu üyesi olarak yine istifa etmesi gerekirdi, çünkü doların meclis koltuğunu sattığını söyleyerek parmağını bile kıpırdatmadı.

[rotated_ad]

About the author

admin

Leave a Comment