entertainments

Oyuncu olmanın ne faydası var?

Written by admin

ADVERTISEMENT

Ünlü aktör Alain Delon’un çocuğunun babası Alain-Fabien Delon’un İsviçre’de kurban edilirken öldüğü haberini yalanlayalı uzun zaman oldu. Delon yaşlanmayı kabullenemedi: “Görünüşümüzü ve görme yetimizi kaybediyoruz. Ayağa kalkamıyoruz, acı hissediyoruz. Büyük bir azap. dedi.

Bir dönemin simgesi ya da bir film yıldızının muadili yerine, ‘Aslında hiç oyunculuk yapmadım, yaşadım’. Pek sevmediği bu imajı kültürel hafızamızdan kesinlikle silinmeyecek diyerek dökmek isteyen Alain Delon, bir an için hala onu kaybetme duygusuyla güçlü bir acı hissettim.

Ayrıca sinemanın büyük yaratıcıları Luchino Visconti ve Joseph Losey ile buluşturabileceği benim için önemli filmleri de oldu.

Delon keşfedilip sinemaya gittiğinde ‘yakışıklı’ fiziğine vurgu yapan yönetmenlerle çalışmak istemeyecektir. Ancak eleştirmen-yazar Pierre Bouyxou’nun sözleriyle ‘baştan çıkarmanın gücünü vurgulayan altmış yıllık sinema kariyerinin tüm kapılarını açan filmler’ olucaklar

Alain Delon ve yönetmen Luchino Visconti, Rocco ve Kardeşleri (1960) setinde

İlk molası, filmlerinde toplumsal gerçekliğe bağlı kalan İtalyan sinemasının büyük ustası Luchino Visconti ile olur. rocco ve kardeşleri Bir filmdi (1960). Filmde Rocco, güçlü ve inandırıcı bir Visconti karakteri, güney İtalya’da yoksulluktan kaçan ve sanayi şehri Milano’da iş arayan beş erkek kardeşten biri.

Visconti’nin ilk filmlerinden başlayarak Ellerinde yeni insanlara dönüşecek olan insan malzemesi, yaşaması gereken yeni hayatlarla yeni bir gerçekçilik, sanatın gerçekçiliği yaratacaktır. arıyor Alain Delon şunları söyleyecektir:

Visconti, C.ément ya da Melville için çalarken onlara şöyle derdim:herhangi birine istediğini bilmeme izin verherhangi biriHadi, senin için buradayım. Yönetmene ihtiyacı olan bir müzisyen gibiydim. Ve onlar için oynamak inanılmazdı.”

Alain Delon’un soğukkanlı katil rolündeki filmlerinden biri, Samuray: Bir Hitman, 1967 (yönetmen Jean-Pierre Melville)

1955’te ve yazar Patricia Highsmith tarafından yayınlandı Yetenekli Bay Ripley romana dayalı kızgınkuzeygüneş Filmde (1960) ‘oyuncu’, ‘genç ve yakışıklı’ olmasına rağmen aslında cinayet işleyen, hile yapan ve asabi olan Philippe’in hayatını/varlığını devralmayı başaran Tom Ripley’dir. Ancak, öldüreceği ve değiştireceği Philippe Greenleaf rolünü kabul etmesi bekleniyordu. Filmin tanıtım sloganını çok beğendim:

Saat onda tutku, on birde kıskançlık, öğlen cinayet.

kızgın güneş L’Eclisse/, Michelangelo Antonioni’nin iletişimsizlik üçlemesinin son filmi.Gün batımı‘ (1962) filminin yapımcısı olunca, gişe başarısıyla çok sevdikleri Delon’u bu filmdeki başrol için getirdiler.

Üç dört film sonra Delon, Sicilya’da geçen bir dönem filmi çekecek olan Visconti ile birlikte: 19. yüzyılın sonundaki Garibaldi devriminin hikayesi. Leoparaynı zamanda Prens’in yeğeni ve her yaştan erkek olan Tancredi’yi canlandırıyor ve Prens’i oynayan Burt Lancaster’ın güçlü performansı karşısında şaşkına dönmüyor.

Bir noktada Hollywood şirketleri onu ‘yıldızların çekmecesine’ koymaya çalıştı, Amerika’da fazla kalamayacağını anlayınca Paris’e döndü ve bu da ona hayat verdi.

1972, Murder in Mexico’da Richard Burton, Troçki ve suikastçısı Frank Jackson (Alain Delon) rolünde

1972’de Troçki’nin öldürülmesi/meksika’da cinayet Filmin çekimleri nedeniyle Joseph Losey ile tanışma fırsatı bulacak. Çünkü Losey, sineması Delon’un o zamana kadar belki de farkında olmadığı Bertolt Brecht’in estetik anlayışına yakın, tiyatro-sanat çizgisini Aristotelesçi dramanın karşısına çıkaran bir yönetmendir. Brecht, izleyicinin ‘değişimini’, sanatçının diyalektik ve tarihsel bir bakış açısını istiyordu.

Brecht’in kişisel olarak sinemaya çok ilgi duyduğu bilinmektedir. Birçok ilerici yazar-entelektüel gibi, Hitler’in planı, kendisini takip eden Nazi teröründen kurtulmak ve ona diktatörlük yolunu açmaktı. Reichstag yangınından Bir gün sonra (29 Şubat 1933) Berlin’den kaçacak. Birkaç ülkede sürgünde yaşayacak, ardından Hollywood’a taşınacak.

İşte Bertolt Brecht’in gözünden…‘Hollywood’:

ben ekmeğimi kazanayım diyorum

ben her sabah
Kalkıp yalanların satıldığı pazara gidiyorum

Satıcıların yanında sıraya gireceğim.

yüreğim umutla kabarır

benim her sabah (Çeviri: A. Kadir)

Orada tiyatro ve film yönetmeni Joseph Losey ile arkadaş oldu.Brecht bir film tutkunuydu, herhangi biriÖzellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşarken, o, Helene Weigel (eşi) ve Hanns Eisler (besteci) film takip edeceklerdi.» puanınızı düşürün.

İkinci bir terör saldırısına yakalanmak üzereyken, bu kez Amerika Birleşik Devletleri’nde (1947) ve “Amerika Dışı Faaliyetleri Soruşturma Komisyonu” tarafından sorgulanmasının ertesi günü New York’taydı. GalileBu hayat Eserlerinin prömiyeri yapılırken bir daha dönmemek üzere Avrupa’ya gider…

Brechtyen görsel stile kim yaklaşabilir Losey’e gelince. -artık aramızda olmayan arkadaşım Mutlu Parkan’a göre-Birey-toplum, birey-sınıf ilişkilerini ve çelişkilerini çözecek Brecht alegorisini ortaya koyan bir üsluba ulaşan filmleri”Tabii ki, eksiklikler oldu, işte en öne çıkanlar: Galilei, Hizmetçi/Uşak, Kaza/Kaza Gecesi, Aracı/Arabulucu Git Bay Klein…

meksika’da cinayet Filmde Brecht estetiği, oyunculuk yönü ve özdeşleşmeyi ve arınmayı/arınmayı eleştirmeyen ya da eleştirmeyen çok az iz olsa da yine de bir Losey filmi. Filmde 1929’da Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye, ardından Fransa’ya ve ardından Meksika’ya sürgüne gönderildi (1932). Lev TroçkiCinayetle biten günler sayılır. Film zaten “Bir sürgünden diğerine” başlığıyla başlıyor.

1940; Alain Delon’un canlandırdığı katil Frank Jackson’ı (gerçek adı Ramon Mercader) ikna eden ve duygulandıran filmden sözler:

Philip: -…Troçki bir idealisttir… Mükemmel Uluslararası Proleter Devletin hayalini kurar… Troçki’ye bakarsak, Sovyetler Birliği’nin savunulmasını istiyor ama Marksist ilkeler adına Stalin’in hükümetini devirecek! Bu iç savaş demektir. Savaş bizi yok edebilir. (…)

jacson frank:- Bunları biliyorum.

philip: Ama Troçki’yi bilmiyorsunuz… Troçki’nin hâlâ hatırı sayılır bir gücü var.

Stalin, Troçki’yi ve ‘zararlı’ Troçkistleri tasfiye etmeye kararlı. Ve Ramón Mercader görevini yapacak. 20 yıl Meksika hapishanesinde hapsedilen Stalin, onu gıyaben Lenin Nişanı ile ödüllendirecek ve serbest bırakıldıktan sonra sovyetlerde ‘kahraman’ ilan edilecek…

Losey’nin bu filmde yaptığı bir diğer şey ise çarpıcı renkleri, cesur, sade ve anıtsal tarzda, devrim niteliğinde içerikli resimleriyle Latin Amerika’da fresk sanatının yeniden canlanmasına yardımcı olan Diego Rivera’nın keşfedilmesine yardımcı olmaktır.

Meksika Devrimi’ne adanmış bir dizi siyasi duvar resmi, özellikle de filmde görülen Ulusal Saray freski, olağanüstü Rivera’ları ile hatırlanıyor.

Filmde de görülen Meksikalı devrimci Miguel Ángel Diego Rivera tarafından Ulusal Saray’dan ünlü fresk

Frank Jackson’ı filme aldı “Bunları çizen kişi büyük bir aksiyon adamı. Harika bir ressam…” diye açıklayacak. Övgü devam ediyor: – Hangi ressam böyle bir aksiyon adamı olabilir ki? Hangi eylem adamının bu kadar çok hayal gücü olabilir?

Tabii ben Troçki’yi yazarken, gazeteci Turan Yavuz’un çektiği belgesel -ışıklar içinde yatsın- “Büyükada’da Sürgün” Filmi unutmak haksızlık olur. İngiliz oyuncu Vanessa Redgrave’in seslendirdiği belgeselde Troçki’nin İstanbul ve Büyükada günleri anlatılıyor. Turan Yavuz belgeseliyle ilgili şunları söyledi:

“…Dünya Troçki’den kaçarken, Atatürk Troçki’yi davet ediyor. Çünkü Türkiye’deki proletarya gelişmiş bir sınıf değil. Troçki, Türkiye’ye gemiyle geldiğinde Atatürk’e bir mektup yazar: ‘Ben buraya bunun için gelmiyorum. hesabım’. olacak, ben sürgündeyim”. Atatürk, dönemin İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ aracılığıyla yazdığı cevap mektubunda, “Burada istediğinizi yazıp yayınlayabilirsiniz, size herhangi bir kısıtlama getirmeyeceğiz” diyor. Kiralık bir ev bulana kadar burada yaşadığı sürgün yıllarını anlatıyor.”

Sanırım Delon’dan bahsedildiğinde Bay Klein akla gelmeli… Losey’nin Brecht’in estetiğine en yakın filmi Bayım. Kleintr (Türkçe isim Kader arayan adam) Alain Delon, Vichy hükümeti altında Fransa’da korku içinde yaşayan Yahudilerin çaresizliğini Nazi işgalcileriyle işbirliği içinde kullanan gözleri bağlı bir sanat tüccarıdır. Flaman ressam Adriaen van Ostade’nin bir portresi gibi, değerli eşyalarını, resimlerini satarak kazandıkları birkaç bin frankın kurtuluşlarının anahtarı olabileceğini uman bu insanlarla olan ilişkisi, bir gün aniden değişecek.

Değişime aynı isimde bir Yahudi’nin yeni varlığı neden olur, bu onu tedirgin eder, daha sonra bu karanlık kişiyi arar ve onun Nazilerle savaşan ve bu nedenle öldürülen bir direnişçi olduğunu öğrenir. . Kafka’nın deyimiyle, ‘demir pencere gözlerinin önüne kaldırılmıştır’.

16-17 Temmuz 1942 günü Vélodrome d’Hiver/Kış StadıToplanan 13.152 Musevi’nin arasına bilinçli ve gönüllü olarak girecektir. Filmin Türkçe adı gibi, kader falan da aratmadı…

Bayım. Klein kimliğini başarıyla oynayan Delon, bugün merkez sağ ve daha sonra aşırı sağ partilere olan eğilimleri nedeniyle yaşasaydı (ölüm 1984) dostane bir şekilde ‘itirazım var’ diyebilirdi.

Bu ölüm/acı çekme korkusu değil ve Alain Delon hakkında bu yazıyı yazarken tutkularına baktım ve ‘Hayvanlarım, köpekler ve atlar sayesinde hayata bağlandım’ dedim. Yemekle ilişkisine de çeşitli yazılarda baktım. Bununla bağlantılı olmasa da, Jean-Pierre Melville tarafından yönetilen ve Alain Delon’un trençkot giyen sakin ve havalı görünen bir soyguncuyu oynadığı Paris ve Marsilya’da geçen bir film. kırmızı daire/Ring of Fire (1970) adlı iki restorana rastladım…

Delon’un yemek sevmesi kaçınılmaz, Nice’de de bu var. camargue Adını ve ünlü şef arkadaşlarının adını taşıyan bir restoran var… Bunlardan biri de Michelin yıldızlı Jean-Michel Lorain. Restoranı La Côte Saint-Jacques’in menüsünde önerilirZencefil, arpacık soğanı, ravent ve pembe turp ile dana bonfile Ben yemeği seçtim ama onun tarifine ve yemeğine olan görüşüne aldanmamak, özellikleri ve sırlarıyla Jean-Michel Lorain’i pişirmeye davet etmek gerekiyordu…

Ama bahsettiğim bu hafifletici durumdan dolayı Fransız mutfağında çeşitli sebzelerle (soğan, domates, brokoli) yapılan basit ve ucuz bir ıspanaklı ve peynirli kiş şüphesiz verilebilir…

Ispanaklı ve Peynirli Kiş

Kiş hamuru (hazırlamak için: un-tereyağı-tuz-yumurta)

Doldurma (ıspanak, taze soğan, zeytinyağı, yumurta sarısı, krema, peynir, tuz-biber)

Hazırlayıp dinlendirdiğiniz merdane yardımıyla sulandırdığınız hamuru kek kalıbına yerleştirin. Harcı dökün ve tart kalıbı büyüklüğünde kestiğiniz parşömen kağıdını üzerine yerleştirin ve önceden ısıtılmış 180 derece fırında pişirin. (Dilerseniz pasta kabuğunu önceden pişirip harca yerleştirebilir ve fırından çıkarmadan önce üzerine kaşar peynirini rendeleyebilirsiniz.)

ADVERTISEMENT

About the author

admin

Leave a Comment